Uzun zamandır okul var. Hatta ne uzun zamanı, sadece bir kaç ay oldu. Okullar güzel şeyler, aslında. Ama benim için iğrençler. Çoğu öğrenci için öyle, ödev yapmak, test çözmek, sıkıcı şeyleri ezberlemek, kimin hoşuna gider ki? Ama hayatta ilerde çok işimize yarıycakmış. Gerçekten de yarar ama. Bu başka bi konu ilerde görücez.
Her neyse efendim amacımız okul tatili hakkında iki kelime bir kaç şey söylemek. Okulların en çok sevdiğim yanıdır tatiller, hatta belki de tek sevdiğim yanı... Bazıları için okul tadından yenmezdir ama o kişiler çoğunlukla kreş veya ilköğretim, yani 5. sınıfa kadar olan bölümün öğrencileridir. Konular gittikçe açılır, zorlaşır, tek bir başlık altında toplanan dersler, çok fazla bilgi içerdiği için, yeni dersler haline gelir falan filan işte. Dahasına gerek yok. Kafa karıştırmamalıyım. Herkes bilir ki okul önemlidir. Her şeyi öğrendiğimz 2. yuvamızdır. Ama öğrenmek de bir yere kadar(amanin sinirlenmeye başladım!)! Bizi ne işimize yarıycak çemberin içindeki ABO açsının kaç olduğu?! Bu bilgi verme işini de biraz abarttılar. Hatta biraz değil, açık açık abarttılar. Her neyse, sakin olmalıyım, sakin olmalıyım...
Konuyu nerelere saptırdım ama her neyse yine de okulla ilgili bi şey işte. Bu güzel 15 günlük tatilde, yatıp uzanmak, bir elimde PSP, bir elimde TV kumandası, iki ayağımın atlında bir minder geçirmek isterdim ama, ne yazık ki tatilde de rahat yok! Ne yazık ki 7 gün tatil yapabileceğim sevgili okurlar... Aslında toplamda bir iki kişisiniz ama her neyse. Yine de okunmak güzel. Yazı yazmak da. Her neyse nerede kalmıştık? Hah, neden 7 gün tatil yapacağım biliyor musunuz? Çünkü dershaneler, artık eğitimi abarttılar, okullar gibi, her şey işini abarttı, mesela Microsoft Vista işini ve DirectX işini abarttı. Hiç değilse okul yok. Dershaneye de serbest kıyafetle gidilebiliyor, hem dershane ne ki, yarı serbest bir şey. Ama konunun başında belirttiğim gibi, sevmesek de öğrenmeye muhtacız, her gün iki bardak bilgi içmeliyiz, en az 20 sayfa kitap okumalıyız. Ben kitap yerine dergi okuyorum ama, olsun, o da bir şeydir, ama dergi okuduğunuz için "Hiç değilse bir şey okuyorum, kitapları boş ver" demeyin sakın. Çünkü kitaplarla dergiler benzer gibi gözükseler de, kitaplar çok önemlidir.
Tatili en iyi ve yararlı geçirmenin yolu, sosyal etkinliklere katılmanızdır. Hepiniz en az haftada iki kez sinemaya gidin, eğer sinemayı sevmiyorsanız, evde bir film alın onu izleyin. Hafta sonları, özellikle de pazar günleri, ailenizle güzelce gezin eğlenin. Her şeyi yaparken, planlı ve programlı yapın. Aileniz çok önemli onlarla takılın çoğunlukla. Bir cümle önce dediğim ailenizle hafta sonu geçirin cümlesine güzel bir eğlence programı yapıyım mesela:
09,00-09,30=> Uyanış, el yüz yıkama, duş
09,30-10,00=> Kahvaltı hazırlama, falan filan
10,30-11,00=> Kahvaltı yapma, çıkışa hazırlık
11,00-12,00=> Evden çıkış, yolculuk(alışveriş merkezinin biraz uzakta olduğunu hesaba kattım)
12,00-12,30=> Alışveriş merkezini gezme
12,30-14,00=> Sinema
14,00-14,30=> Sinemadan çıkış, restorana gitme
14,30-15,00=> Yemek yeme
15,00-16,00=> Restorandan çıkış, alışveriş
16,00-16,30=> Dinlenme
16,30-17,00=> Yapılacak işleri halletme
17,00- ve ilersi=> eve dönüş
Gördüğünüz gibi güzel bir hafta sonu. Böyle hafta sonlarında sıkılmak zordur. Güzel bir tatil için dahası da gerekir, ama sizin onları keşfetmeniz lazım. Şimdilik hepinizin iyi tatiller geçirmesi dileğiyle, hepinize iyi tatiller...
22 Ocak 2008 Salı
21 Ocak 2008 Pazartesi
İstanbul'dan Dönüş
Gittim, gördüm, ama yenildim. Beklentilerimin çoğu ters çıktı. İstanbul'u Ankara'dan daha güzel sanardım. Meğer nasıl da yanılmışım. Çok ama çok karışık bir yer. Arabalar yol bulamıyor. Atatürk Ankara'yı yaptırırken iyi düşünmüş, dar olarak düşündüğüm Ankara'nın bazı sokakları, İstanbul'un caddeleri kadar. İstanbul'da, girişinde o kadar ağaç olmasına rağmen, hava çok kirli. Çünkü her tarafta fabrika var. Napolyon, İstanbul'a "dünyanın başkenti" demiş. Acaba şimdiki halini görse ne derdi? n Deniz ve limanlar, etraftaki %90'ı paslanmış altler ve gemilerle dolu. Bu aletler, etrafı o kadar kötü gösteriyor ki, sanki İstanbul fabrika şehri. Çok kötü. O fabrikalar, Türkiye'nin en kalabalık şehri İstanbul'a niye dikilmiş? Dikecek başka yer mi yokmuş? O kente turistler geliyor. Sizce o turistler İstanbul hakkında ne düşünür? Ben gördüm, bu ülkenin bir insanı olarak, İstanbul'u kötü bir halde gördüm. İnsanlar, İstanbul'un parklarında, babasının parkıymış gibi mangal yakıyorlar, oh ne ala! İstanbul'da yerler çok kirli. Denizler de öyle. Ama İstanbul'a gidince Ankara'da olmayan, çok cayip şeyler var.
İlki, herkesin bildiği gibi, çok dar ve çok karışık sokaklar. Biz İstanbul'un yabancısı olmamızdan dolyı, Gittiğimz bir yere, tekrar gitmek için, yarım saat dolaştık. O kadar acayip sokakları olan bir yer görmedim. Ankara'dan ne kadar farklı. Eski olduğu her yerinden belli olan bir kentin, eski olduğu her yerinden belli olan sokakları var. Öncelikle yerler kare kare taşlardan oluşuyor çoğunlukla, otobanlarda düzeliyor. Otoban demişken, İstanbul'un en geniş otobanı, Ankara'nın Esat Caddesi kadar. İkincisi ise, şimdiye kadar ilk kez gördüğüm LPG sorunu.
En az on benzin istasyonu gezdik ve hiçbirinde LPG bulamadık. Bir tek Avrupa yakasında bulduk. Asya yakasında hiç yok.
Elbette İstanbul'un sadece kötü yönlerinden bahsedecek değilim. İstanbul'un gayet iyi yönleri de var. Mesela Oyungezer orda. İstanbul'da, bildiğiniz gibi bütün güzel yerler ve fuarlar bulunuyor. Neredeyse her şey bu küçük kentte. Ama nedense "her şey". Ankara'da hep, "Neden her şey İstanbul'da" diye düşünürüm. Ankara'da hiç mi yok yer? Ankara çok mu büyük geliyor? Ama cevabı da bende, kendi kendime "en çok nüfus orda, geniş kitlelere ulaşılmak içindir." diyorum. İstanbul'da, ilk kez "şahane balık" yedim. Bir balık lokantasına gittik ve hayatımda yediğim en güzel levreği yedim. Levrek, özel olarak kılçıklarından ayrılmıştı. Bir de üstüne üstlük bir de altı kişi olunca, 180 YTL'lik hesap, beni biraz ürküttü ama, babam ödedi. İyi ki ben ödemiyorum. İstanbul'da güzel ve lüks yaşamak için para gerektiğini öğreniyor, ve kestane kebapları alıp yiyoruz. İstanbul'da, doğu->batı ve batı->doğu olmak üzere iki kere arabalı vapura bindim. Harbi güzel makineler. Simit alıp martılara atmak da çok zevkliydi. İlk seferden sonra, İstanbul'a gitmemizin temel amacı olan gözlükçülük fuarına gittim. İlk başta fazla canlı değildi ama, sonra mankenlerle canlandı. Gözlükçülük fuarında ne yapılırsa onu yaptık, ve eve gitmek için çıktık yola. İstanbul'un her yerinden tarih akıyor. Ama biraz fazla tarih akıyor. Her tarafta, hiç kimsenin yıkmadığı veya yıkmak istemediği tarihi mekanlar duruyor. Özellikle İstanbul'un surları, hala çok güzel. Her neyse sonra bindik vapura karşıya geçtik. Tabi bu sırada akşam oldu. Vapurla karşıdan karşıya geçerken, Boğaz köprüsü bir de gece gördüm. mavi kırmızı değişen ışıkları, köprüyü bir hayli güzel yapıyor. İstanbul'u güzel bir şehir olarak görmek istiyorsanız, gece gitmenizi tavsiye ederim. Çünkü geceleri, İstanbul'un başta söylediğim kötü yanlarının çoğu, geceleri yok oluyor. Mesela deniz kirli gözükmüyor, çünkü sadece siyah sular gözüküyor. Akşam fabrikalar çalışmıyor, hava da güzel gözüküyor. Akşam fazla ışık omadığından, limanı kirli gösteren makineler de gözükmüyor. İstanbul gece hatıyla ünlü değil mi çoğunlukla? Neden gece hayatıyla ünlü olduğu belli oluyor. Ankara'da böyle güzel bir gece görmemiştim.
İstanbul'dan dönüşte, arabanın yağı bitti. O nedenle kaplumbağa hızında gitmek zorunda kaldık. Bir dinlenme tesisine gittik ve arabayı biraz dinlendirdik. Ben de o sırada köfteleri mideye indirdim. Sonrasında Bir benzinlik istasyonu için 40 km. yol aldık ve arabanın yağını koyup Ankara'ya yol aldık...
İlki, herkesin bildiği gibi, çok dar ve çok karışık sokaklar. Biz İstanbul'un yabancısı olmamızdan dolyı, Gittiğimz bir yere, tekrar gitmek için, yarım saat dolaştık. O kadar acayip sokakları olan bir yer görmedim. Ankara'dan ne kadar farklı. Eski olduğu her yerinden belli olan bir kentin, eski olduğu her yerinden belli olan sokakları var. Öncelikle yerler kare kare taşlardan oluşuyor çoğunlukla, otobanlarda düzeliyor. Otoban demişken, İstanbul'un en geniş otobanı, Ankara'nın Esat Caddesi kadar. İkincisi ise, şimdiye kadar ilk kez gördüğüm LPG sorunu.
En az on benzin istasyonu gezdik ve hiçbirinde LPG bulamadık. Bir tek Avrupa yakasında bulduk. Asya yakasında hiç yok.
Elbette İstanbul'un sadece kötü yönlerinden bahsedecek değilim. İstanbul'un gayet iyi yönleri de var. Mesela Oyungezer orda. İstanbul'da, bildiğiniz gibi bütün güzel yerler ve fuarlar bulunuyor. Neredeyse her şey bu küçük kentte. Ama nedense "her şey". Ankara'da hep, "Neden her şey İstanbul'da" diye düşünürüm. Ankara'da hiç mi yok yer? Ankara çok mu büyük geliyor? Ama cevabı da bende, kendi kendime "en çok nüfus orda, geniş kitlelere ulaşılmak içindir." diyorum. İstanbul'da, ilk kez "şahane balık" yedim. Bir balık lokantasına gittik ve hayatımda yediğim en güzel levreği yedim. Levrek, özel olarak kılçıklarından ayrılmıştı. Bir de üstüne üstlük bir de altı kişi olunca, 180 YTL'lik hesap, beni biraz ürküttü ama, babam ödedi. İyi ki ben ödemiyorum. İstanbul'da güzel ve lüks yaşamak için para gerektiğini öğreniyor, ve kestane kebapları alıp yiyoruz. İstanbul'da, doğu->batı ve batı->doğu olmak üzere iki kere arabalı vapura bindim. Harbi güzel makineler. Simit alıp martılara atmak da çok zevkliydi. İlk seferden sonra, İstanbul'a gitmemizin temel amacı olan gözlükçülük fuarına gittim. İlk başta fazla canlı değildi ama, sonra mankenlerle canlandı. Gözlükçülük fuarında ne yapılırsa onu yaptık, ve eve gitmek için çıktık yola. İstanbul'un her yerinden tarih akıyor. Ama biraz fazla tarih akıyor. Her tarafta, hiç kimsenin yıkmadığı veya yıkmak istemediği tarihi mekanlar duruyor. Özellikle İstanbul'un surları, hala çok güzel. Her neyse sonra bindik vapura karşıya geçtik. Tabi bu sırada akşam oldu. Vapurla karşıdan karşıya geçerken, Boğaz köprüsü bir de gece gördüm. mavi kırmızı değişen ışıkları, köprüyü bir hayli güzel yapıyor. İstanbul'u güzel bir şehir olarak görmek istiyorsanız, gece gitmenizi tavsiye ederim. Çünkü geceleri, İstanbul'un başta söylediğim kötü yanlarının çoğu, geceleri yok oluyor. Mesela deniz kirli gözükmüyor, çünkü sadece siyah sular gözüküyor. Akşam fabrikalar çalışmıyor, hava da güzel gözüküyor. Akşam fazla ışık omadığından, limanı kirli gösteren makineler de gözükmüyor. İstanbul gece hatıyla ünlü değil mi çoğunlukla? Neden gece hayatıyla ünlü olduğu belli oluyor. Ankara'da böyle güzel bir gece görmemiştim.
İstanbul'dan dönüşte, arabanın yağı bitti. O nedenle kaplumbağa hızında gitmek zorunda kaldık. Bir dinlenme tesisine gittik ve arabayı biraz dinlendirdik. Ben de o sırada köfteleri mideye indirdim. Sonrasında Bir benzinlik istasyonu için 40 km. yol aldık ve arabanın yağını koyup Ankara'ya yol aldık...
19 Ocak 2008 Cumartesi
İstanbul'a ilk Ziyaret
Bu gece saat 03.00'de, hayatımda ilk kez İstanbul şehrine oylculuk yapacağım. Canlı kanlı hiç görmediğim bir şehir olduğundan, çok heyecanlıyım. Gideceğim de o kadar uzun değil. Annem ve babam gözlükçü olduğundan her sene geleneksel olarak düzenlenmeye başlayan Gözlükçülük Fuarı'na gidiyorlar. Geçen sene de gitmişlerdi ama ben gelmemiştim. Bu sene bayağı bir heyecanlı olucak. 2008'in ilk seyahati. Umarım güzel geçer. Geri döndüğümde neler olduğunu buraya yazacağım. Şimdilik bu kadar. Görüşmek üzere...
"En güzel bowser oyunları..." ile ilgili...
Öncelikle hepinize merhabalar. Sağ tarafta görebileceğiniz, benim tarafımdan hazırlanmış, bildiğim web browser oyunlarının bir listesi var. Buda size orayla ilgili biraz bilgi vermek istiyorum. Bütün bu yerlere üye olarak giriyorsunuz. Ama SeaFight, DarkOrbit, Space Invasion, Mafia 1930 ve XBlaster'a tek üyelikle bağlanabilirsiniz. Alaunt online hariç listedeki bütün oyunların türkçe dil desteği var. Eğer bir sorunuz olrsa, yorum yaparak bana ulaşabilirsiniz.
Oyungezer, yerinde duramayan oyun dergisi

Oyun dergileriyle birazcık bile ilgilenenler bilir, Level'ı, Progamer'ı, PCgamer'ı, CDoyun'u... Çok güzel dergilerdi onlar. Ama, CDoyun, PCgamer ve Progamer dağıldı, Level'ın en iyi yazarları da işten ayrıldı. Bu dergiler kimseye eskisi gibi tat vermemeye başladı. Ama korkmayın, bu yazarlar ebediyen oyunu bırakmadı. Save edip tekrar başladı... Ve artık herkese oyunları sevdirecek, Türkiye'nin en iyi oyun dergisi oluştu: Oyungezer! Eskiden sabaha kadar okumayı bırakmayacağımız, en iyi olarak düşündüğümüz oyun dergimiz, şimdi çok daha iyi oldu. Ve bir gerçek ki, "Türkiye'de bundan daha iyisi olamaz, olmamalı." Oyungezer, Kasım 2007'de kurulan,mükemmel bir oluşum. Sevdiğiniz yazarlarınız, işte burda, son noktada, en iyide, mükemmelde... Onların kim olduğunu hala bilmiyor musunuz? Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp deyip size kimlerin bu dergide olduğunu söyleyeyim:
Sinan Akkol Level (Yazı İşleri Müdürü)
Serpil Ulutürk Level, PCGamer, ProGamer (Yazı İşleri Müdürü)
Tuğbek Ölek Level (Yayın Koordinatörü), PCGamer (Yazı İşleri Müd.)
Berkant Akarcan Level
Erce Güven Level
Erdem Madaralı Level
Eren Okka Level
Eser Güven Level, PCGamer
Göker Nurbeyler Level
Göktuğ Yüksel Level, CD Oyun (Yazı İşleri Müdürü)
Güven Çatak Level, PCGamer
Jesuskane Level, ProGamer
MegaEmin Level
Mehmet Kentel Level
Olgay Ertez Level
Volkan Turan Level
İşte sevdiğiniz yazarlarınız. Hala Oyungezer, almadınız mı? E hadi, zaten iki ay geç kaldınız! Şimdi en yakın bayiye gidin, ve iyi dergi ne olurmuş görün!
NOT: www.oyungezer.com.tr sitesine kayıt olup, forumlarda hemen sohbete başlayabilirsiniz!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)